Salı, Ocak 13, 2009

SABAH-I ŞERİFLER HAYROLSUN MİRİM

Alex'i, ki benim eski ispanyolca hocam olur, pek severim. Lakin benim 2 kurluk İspanyolcam "como estas-como estas" tan öte gitmediği ve İngilizcem de yerlerde süründüğünden olacak, her sohpet çabamız hezeyana dörüşür her daim. Sen kalk İspanya'lardan gel buraya, adamın teki bi şeyler anlatsın sana osuruk gibi İngilizcesiyle, anlamaya/anlatmaya çalışırken suratın acı içnde şekilden şekile girsin. Yazık günah. "Alex bu böyle olmayacak, gel senle Çince kursuna gidelim, ne sen üzülürsün ne ben üzülürüm" dercesine el kol hareketi yaptım. El kol hareketiyle nasıl bu kadar güzel cümle kurabildiğimi hayretler içinde izleyen Alex'in dudaklarından, "Tamam" kelimesi döküldü ancak. "Tamam yok Alex, tamam yok! Artık arigato var, koniçiva var!" diye bağırarak heyecanımı belli ettim. Fakat Alex "Ya baba o Çince değil ki Japonca, iyi salladın sen de!" dercesine öksürünce, yapıştırdım tokatı ensesine. "Helal helal!". Alex tokatı yiyende şakır şakır Türkçe konuşmaya başlamasın mı. Artık beynin hangi lobunu sarsmışssam, dile geldi adam birden. Fakat biraz eski Türkçe lobunu sarsmışım sanırım, "Sabah-ı şerifler hayrolsun mirim"ler, "Meşkimizde neş'e ahenk yok, nedendir sevgilim, Sohbetinde hiç muhabbet yok, nedendir sevgilim"ler patlatmaya başladı aniden. E tabi ben yine bi halt anlamamaya başlayınca, Osmanlıca kursuna yazılmaya karar verdim.

Hiç yorum yok: