Pazartesi, Ocak 12, 2009

MÜBAREK ÇORAPLARINI ÖPEYİM USTAM

Usta diyip geçmeyeceksin. Usta işte, bi bildiği var. Bu kum torbasını assın diye çağırdım, üçe mi olur beşe mi olur derken anlaştık. Odanın ortasını belledim göz kararı, aha dedim tam buraya asaçaz. Kanca taşır mı, düşer mi, şişer mi soruları dönüyor kafada tabi, sordum. O ustalığın verdiği ustaca bakışla "hıh, bana mı anlatıyosun, ya bırak allasen, allahım yareppim ya!" dercesine baktı bana. Dedim ki içimden "Bırak, şovunu yapsın, onun sahnesi bu".

Velhasıl tünedi usta kotuğa çoraplı ayaklarla. Çorapları var, ne acayip, sanki ilk kez çorap görüyorum gibi baktım. Başkasının çorabının olması gücüme gitti sanırım. Başkasının çorabı ne ya, acayip gibi sanki. Dedim "gaste maste seriyim moloz dolacak ortalık." Yine o usta bakışıyla "elektirik süpürgesi getir" dercesine baktı. Telepat usta. Dedim olm hakkaten usta bu, kırk yıl düşünsem moloz daha dökülmeden süpürgeyle tavandan emmek gelmezdi. Vay canına. İşte gerçekten gözüme girdin, ver o mübarek çoraplarından öpeyim ustam diye ayaklarına sarıldım. Öptüm, öptüm, öptüm. Birden ayak avcumdan kayıverdi. Yukarı baktım ki ne göreyim, Usta kancayı tavana iyice monte etmiş, koskoca adam kancaya asılıp tavandan sarkar vaziyette "bak taşıyo, bak taşıyo beni" diye bağırıyor. Bu sürreal görüntüyü Emir Kusturica hakkıyla çekmiştir heralde ancak. Velhasıl Usta gözümden düşerken tavandan düşmedi. İşini bitirdi, çekti gitti, çorapları öptüğümle kalakaldım.

Hiç yorum yok: